HarNâme - Eşşeğin Mektubu

Posted by admin on August 28th, 2007

Harname’den

Bu aralar içinde bulunduğum ahvali anlatır gibi…

Bir eşek var idi zaif u nizar.
Yük elinden katı şikeste vü zar
(Zayıf, çelimsiz bir bedbin eşek vardı.
alemin yükünü çekmekten bitkindi gayri)
Gah odunda vü gah suda idi
Dünü ü gün kahr ile kisuda idi
(Bazen odun bazen su taşıyordu
Lakin sıkıntıdan çatlıyor,
Her daim kahrediyordu kaderine)
Dudağı sarkmış u düşmüş enek
Yorulur arkasına düşse sinek
(dudakları sarkmış, çenesi düşmüştü ineğin)
kıçına sinek konsa yara zannediyordu,
yani o derece)
arkasından alınsa palanı
sanki it artığıydı kalanı
(yükünü çıkarınca
darası sıfıra tekabül edecekti handiyse he)
Bir gün ıssı eder himayet ana
Yani kim gösterir inayet ana
(Bir gün sahabı eyilik etti ona
ve serbest bırakıp saldı çayırlara
kocaman bayırlara)
aldı palanını vü saldı ota
otlayarak biraz yürüdü öte
(yürüyor eşeğimiz)
gördü otlakta yürür öküzler
odlu gözleri gerlü göğüzler
(ah birde baktı ki eşek, semiz öküz dolu ortalık,
göğüslerini gere gere dolanıyorlar üstelik)
Har-ı miskin eder iken seyran
Kaldı görüp sığırları hayran
(takıldı eşek,
baktı durdu sığırlara mel mel)
ne yular derdi ne gam-ı palan
ne yük altında hasta vü nalan
(öküzlere hasta olan eşek,
amanin dedi:
ne yük ne de yular dertleri var bu deyyusların)
acebe kalır ü tekeffür eder
kendi ahvalini tasavvur eder

(şaşırıp kendi halini düşündü eşek tabii,
allahın öküzüne bak, dedi içinden)
ki biriz bunlarınla hilkatte
elde ayakda şeki ü suretde

(hem bende de aynı kol-bacaktan var ne yani,
vay öküz oğlu öküzler diye sitem etti)
var idi bir eşek ferasetli
hem ulu yollu hem kiyasetli

(hadiseye muhteşem bir eşek
duhul oldu bu esnada)
ol ulu katına bu miskin har
vardı yüz sürdü dedi ey server

(bizim eşeğin de aklına geldi bu bilge eşek,
hemen davrandı, akıl almak için süründü bilgeye)
sen eşeksin ne şek hakim-i ecell
müşkülüm var keremden itgil hall
(dedi ki: sen müthiş, fevkelade bir eşeksin
anlatmaya kelime bulamıyorum yani,
n’olur derdime bir çare bul eşekzadem)
bugün otlakta gördüm öküzler
gerüben yürür idi göğüzler
yok mudur gökde bizim ıldızımız
k’olmadı yeryüzünde boynuzumuz

(anlattı uzun uzun
öküzlerin gergin vücut ölçülerini;
akabinde de: yok mudur bizim
gökde zodyak’a bağlı burcumuz,
da olmadı yerde bir cilalı boynuzumuz,
diye ağlandı bizimki)
böyle verdi cevabı pir eşek
k’iy bela bendine esir eşek
(bilge eşek şöyle bir gerindi ve
dedi ki: ey belasını bulmuş eşek)
dün ü gün arpa buğday işlerler
anı otlayıp anı dişlerler

(o dandik öküzler, hergün arpayla,
buğdayla oynaşıyorlar,
bön bön trenin icad edilmesini bekliyorlar,
başka bir olayları yok,
a benim beyni düdük yeğenim,
manyadın mı sen ayol)
bizim ulu işimiz odundur
od uran içimize o dündu
r
( hem bizim odun işinde
acayip para var angut eşek,
hele sen bir gör,
şu iki-üç yıl içinde patlayacak odun piyasası,
ey deli eşek, hadi de get bozma kafamı,
diyerek de bitirdi bilge eşek)
döndü yüz derd ile zaif eşek
(e anladınız herhalde:
eşeğimiz ziyadesiyle mahzun)
varayın ben de buğday işleyeyin
anda yayılıp anda kışlayayın
(bizim eşeğin aklı hala buğdayda, arpada,
konuşup durdu kendi kendine)
gezerek gördü bir göğermiş ekin
sanki dutardı ol ekin ile kin
(bu arada gezerken serpilmiş güzel ekinleri gçrdü,
gördükçe dellendi,
hırsından çatlayacak gibi oldu tabii)
eyle dedi gök ekini terle
ki gören der zihi kara tarla

(ekinlere öyle bir daldı ki bizim haset eşek,
hepsini anında hacamat ederek yedi,
oh üstümüze afiyet)
başladı urlayıp çağırmaya
anub ağır yükün anırmağa

(taşidiği yükleri hatırlayarak ilendi geçmişine ,
bas bas bağırdı olduğu yerde)
çıkarır har çün enkerü’l-esvat
ekin ıssına arz olur arasat
(en bet sesiyle çağırırken eşek,
mal sahıbı da hadiseyi çakozladı elbet)
ağaç elinde azm-ı rah etdi
(elinde sopa yola çıktı sahip,
tarumar olmuş tarlasını görür görmez
çok pis bedbaht oldu tabii;
ilençle ver yansın etti:
vay seni gidi oğlu gidi,
gayrısina soktuğumun müsibet hayveni)
daneden gördü yeri pak olmuş
gök ekinliği kara hak olmuş
yüreği soğumadı söğmeğ ile
olımadı eşeği döğmeğ ile
(sahip, önce eşeğe ana –avrat dümdüz gitti,
lakin kesmedi tabi bu kadarı sahibi,
odununan da bir güzel benzetti bizim akılsız eşeği,
eşek sudan gelinceye değin dövdü bir güzel,
eh dövülen eşek olduğu içün de, eşek suya hiç gidemedi,
e gidemeyince dönemedi de bittabi, ah ah)
bıçağını çekdi kodi ayruğunu
kesdi kulağını vü kuyruğunu
(yine hıncını alamadı elbet sahip
bıçağınan kesdi eşeğin kuyruğunu, kulağını)
kaçar eşek acıyarak canı
dökülüp yaşı yerine kanı

(e malumunuz)
uğrayu geldi pir eşek na-gah
sordı halini kıldı derd ile ah
(o anda bilge eşek damladı ortama,
ve sordu:
n’oldu sana böyle a benim eşek yiğenim)
batıl isteyü hakdan ayrıldım
(bizim eşek zırladı vor vor; ve:
istedim hakkım olmayan bir muz,
kulaktan oldum takacakken bir çift boynuz,
diyerek anırdı uzun uzun…

beraat kandiliniz hayırlara vesile olsun

Posted by admin on August 27th, 2007

bu mübarek gece siz değerli üyelerimiz için hayırlara vesile olsun inşallah

beraat kandili

WAMA - Kane Nefsy

Posted by admin on August 25th, 2007

WAMA adlı mısırlı grubun seslendirdği Kane Nefsy eserinin kilibi

bir erkek evlenmeye nasıl karar verir

Posted by admin on August 24th, 2007

Genç bir erkeğin dört kız arkadaşı vardı ve bir türlü hangisiyle

evleneceğine karar veremiyordu. En sonunda doğru kararı verebilmek için
bir test yapmaya karar verdi.

Her birine 1000$ verdi ve “bu parayı istediğiniz gibi harcayın” dedi..

Birinci kız arkadaşı kendisine yeni elbiseler ve ayakkabılar aldı,

kuaföre ve

güzellik salonlarına gitti. Genç erkeğe geri geldiğinde söyle dedi: Senin
için en güzeli ben olmak istiyorum, çünkü seni seviyorum!”

İkinci kız arkadaşı ise genç erkeğin tuttuğu takımın iki kombine
biletini,en

sevdiği türden bir suru video CD ve bir ay

yetecek bira ile geri geldi ve söyle dedi: “Bunlar senin için aldığım
hediyeler, eminim seni mutlu edecektir, senin mutlu olmanla bende mutlu

olacak.”

Uçuncu kız arkadaşı ise bu parayla iyi bir yatırım yaptı ve kısa bir sure

içerisinde para kendini ikiye katladı ve bu parayi da çeşitli yatırım
alanlarında kullandı. Genç adama geri gelerek söyle dedi:”Bana

verdiğin parayı birlikte yaşayacağımız mutlu bir gelecek için çoğalttım,

çünkü seni seviyorum!”

Dördüncü kız arkadaşı ise bu paranın bir kısmıyla bir suru kitap aldı,
kalan
kısmıyla ise fakirlere yemek dağıttı. Genç adama geri gelerek söyle dedi:

“Verdiğin paranın bir kısmıyla sana layık olabilmek için bir suru kitap

aldım diğer kısmıyla ise senin adına fakirlere yemek dağıttım.”
Genç erkek dört kız arkadaşının yaptıklarından çok etkilenmişti. Karar

vermek için

epey bir sure düşündü ….. düşündü…..

düşündü…..

ve sonunda annesinin istediğiyle evlenmeye karar verdi… : ))

Kuş Tüyü Öğütler

Posted by admin on August 24th, 2007

Gözünü bu satırlardan bir an kaldır ve kuş tüyünün düşüşünü hayal et.. Hem havada asılı kalıyor, hem iniyor gibidir… Çok uzaktan geliyor gibi ama çok yakın gibi durur.

Gökten yere düştüğü halde, düştüğünü hissettirmez sana kuş tüyü… Belki de hiç düşmez kuş tüyü. Hayır, hayır düşüyor değildir. Belki de kendisi yere doğru inmeyi, yere konmayı tercih ediyor gibidir. Hani yağmur gibi… Düşüyor değil indiriliyor. Öyle ki, bir kuş tüyünün inişini seyrederken, sayısız göklerden sayısız tüylerin düştüğü duygusuna kapılırsın, kuş tüyü yere indiğinde henüz düşüşünü tamamlamadığını hissedersin. Doğru; düşmez aslında kuş tüyü, “iner” gibidir, “indirilir” ve “hep indirilir”. Meleklerden kopmuş gibi, melekler gibi.. Şimdi de uykun gelir mi kuş tüyünü duyunca? Yoksa uyanır mısın tatlı ve gerçek bir rüyaya? İşte sana kuş tüyü gibi hafifçe dokunan öğütler… İstersen bırak düşsün, istersen havada öylece asılı kalsın. Sen bilirsin.

Sevmeyi öğren: Sevdikçe varlığının kâinatla toplandığını görürsün.

Sevince, kendini kendinden öte taşırsın. Sevince kalbine yeni ve sonsuz kanatlar takarsın. Sevince, mavi bir deniz olur kalbin; hiç bilmediğin kıyılara varırsın.

Bağışlamayı öğren: Bağışladıkça dostlarının sayısını onla çarpmış olursun. Bağışlamak kalbinin yükünü azaltır. Bağışlayınca, kalbine batan dikenler güle döner. Bağışlayınca önce kendini bağışlamış gibi olursun, nefretin ve kinin yükünü omzundan atarsın.

Pişmanlık duymaktan korkma: Pişmanlığını itiraf ettikçe hatalarının küçük, anlaşılır ve bağışlanabilir parçalara bölebildiğini görürsün. Pişmanlık sancısını göze aldığın sürece, hatadan dönmenin lezzetini de yaşamaya başlarsın. Pişmanlık içtenliğin sınamasıdır. İçtenliği olmayanlar pişman olamazlar. Pişman olmayanlar içtenlik kazanamazlar.

Hatırlamayı öğren: Hatırladıkça, sevgilerinin karekökünü bulup, onlardan hüznü çıkardığını fark edersin. Hele de çocukluğunu çok hatırla ki, hiç endişesiz mutlu olduğun anları yeniden yaşa. Mutlu olmayı beceremeyen biz büyüklere içimizdeki çocuk mutluluğun sadelik ve hırssızlıkla ilgili olduğunu fısıldar. Dur ve dinle çocuğunu.

Değer vermesini öğren: Değer verdikçe sevgilerin küpünü bulup, onları mutlulukla çarpabildiğini görürsün. Değer vermeden geçirdiğin günün güneşi hiç doğmamış gibidir. Değerini bilmediğin eşyaya hiç sahip olmamış gibisindir. Değerini bilmediğin dostların sana göre hiç yaşamamış gibidir. Değer vermesini öğrendiğinde, hayatın sahihleştiğini fark edersin. Daha yavaş yürürsün ama adımlarını yere sıkı basarsın.

İltifat etmesini öğren: İltifat ettikçe, insanlarla arandaki en kısa mesafenin bir tebessümün resmettiği eğri bir çizgi olduğunu görürsün. İltifat etmek yalan konuşmak demek değildir. İltifat, muhatabının görmek istediğin yere ulaşması ve oradan öte geçmesi için temennide bulunmaktır.

Özür dilemesini öğren: Özür diledikçe nefretin ve öfkenin sonsuza bölündüğünü, böylece dargınlıkların limit sıfıra giderken yok olduğunu fark edersin. Ayrıca bak: “Pişmanlık duymaktan korkma” öğüdü.

Aşktan korkma: Böylece bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 dereceyi aşıp, bütün yamukları kendi içinde barındırabildiğini görürsün. Aşk pürüzleri yok eder; dikenleri gül eder, acıları haz eyler.

Ara sıra hüzünlen: Hüznün kalbine dokunmasına izin ver. Böylece bütün mutlulukların ve zevklerin sonunda ayrılık çizgisine teğet geçip geri döndüğünü görürsün. Hepimiz ayrılıkların kuşattığı bir adada şimdilik yaşayan fanileriz. Hüzün, faniliğin ince sızısını kalbine hissettirdiği için, seni ebediyete komşu eder. Hüznünü öldürürsen ölümü anlayamadığın gibi hayatı da anlayamazsın.

Ve bir gün öleceğini bil: Kesinlikle öleceksin ve öldüğün gün anlayacaksın ki, yaşadığın hayat, paydası sonsuzluk olan basit bir kesirden ibaretmiş. Kesrin payında ne olursa olsun, ne kadar çok şey biriktirmiş olursan ol, hepsi son işlemde sıfıra eşitlenir. Kesrin üzerine, yani bu dünyaya, sonsuzluk cinsinden bir şeyler koyman gerekiyor. Yoksa “elde var sıfır”

Her gün yeniden uyan: Uyanmayı sadece gözünü açmak olarak bilen için, bir şafak vakti ne kadar da sıradandır. Hayranlık duygusunu her gece iki göz kapağının ardına sakladığı gözleri gibi her daim uykuda bırakan için, bir gün doğumu “sabahın körü” olasıca karanlıktır. Kulluk heyecanını avucunda tutamadığı bir kor gibi savurup söndüren için, bir seher vakti eğreti ve tanımsız bir vakitsizliktir. Haydi, aç gözlerini… Aç gönlünü… Şimdi ve burada var olduğunu fark et. Var edildiğini fark et. Buraya, bu sabaha bir insan olarak gönderildiğini bil. Bu sabahın senin için, sana özel olarak yaratıldığını fark et. Uyan… Güneş senin için doğuyor…

Senai DEMİRCİ


Copyright © 2007 Ensevgiliye Platformu | Blog. All rights reserved.